Sol ve Sağ Popülizm: Aynı Silah, Farklı Hedefler

Sol ve Sağ Popülizm: Aynı Silah, Farklı Hedefler

Populizm sözcüğünü hem Erdoğan hem Chavez hem de Marine Le Pen için kullananlar var. Aralarındaki ekonomik program farkı uçurum büyüklüğünde: biri sosyalist kamulaştırmacı, diğeri milliyetçi-korumacı. Peki hepsine neden aynı etiketi yapıştırıyoruz? Çünkü popülizm bir içerik değil, bir çerçeveleme biçimi — ve bu çerçeve sağda da solda da hayat buluyor.

Popülizmi Tanımlayan Nedir?

Cas Mudde’nin akademide kabul gören tanımına göre popülizm, toplumu iki homojen ve karşıt kampa bölen “ince merkezli bir ideolojidir”: saf halk ile yozlaşmış seçkinler. Önemli olan bu ikiliğin işlevsel olması. İçerik ikincil — halk kimi temsil ediyor, seçkinler kim? Bu soruların cevabı sola ya da sağa yönelmesine göre radikal biçimde değişiyor.

Sol Popülizm: Sınıf ve Eşitsizlik Çerçevesi

Bernie Sanders’ın 2016 kampanyasını hatırlayın: “Yüzde birlik” Wall Street seçkinleri karşısında “yüzde doksan dokuzu” temsil eden bir söylem. Ya da İspanya’da Podemos’un kurucu figürü Pablo Iglesias’ın “la casta” (kast) diye nitelendirdiği siyasi sınıfa karşı çıkışı. Sol popülizmde seçkinler genellikle ekonomik güç odaklarıdır; halk ise sınıfsal bir kategoridir. Chantal Mouffe ve Ernesto Laclau bu çerçeveyi teorize etti: Sol popülizm, hegemonyayı tersine çevirmenin yolu.

Sağ Popülizm: Kimlik ve Egemenlik Çerçevesi

Sağ popülizmde ise seçkinler çoğunlukla kültürel ya da bürokratik bir kategoridir — göçmen yanlısı medya, kozmopolit AB teknokratları, “uyanık” üniversite çevreleri. Halk ise sınıfla değil, etnik kimlik ya da ulusal aidiyet üzerinden tanımlanır. Viktor Orbán’ın 2018’deki “Hristiyan Avrupa” söylemi ile Jair Bolsonaro’nun Brezilya’sındaki “gerçek Brezilyalılar” vurgusu bu kalıbın iki farklı örneği. Farklı coğrafyalar, farklı tehditler — ama aynı ikili şema.

Ortak Yapı, Farklı Hedefler

Her iki türde de bazı sabit unsurlar var:

  • Arabulucuların reddi: Partiler, mahkemeler, basın — hepsi “halkın sesini kısan” kurumlar olarak sunuluyor.
  • Karizmatik lider: Kurumsal güçten değil, doğrudan halktan meşruiyet iddiası.
  • Kalıcı kriz söylemi: Normal siyasi döngünün dışına çıkmayı meşrulaştıran aciliyet hissi.
  • Çoğulculuk gerilimi: Gerçek demokrasi, prosedürel kurallara değil, “gerçek halkın iradesine” dayandırılıyor.

Popülizm Ne Zaman Demokratik, Ne Zaman Tehlikeli?

Jan-Werner Müller’e göre popülizm özünde anti-pluralisttir: “Biz tek gerçek halkız” iddiası, muhalefeti meşruiyet dışına itiyor. Bu nedenle Müller popülizmi doğrudan demokrasinin bir formu olarak değil, rekabetçi demokrasiyle uyumsuz bir eğilim olarak tanımlıyor. Buna karşın bazı araştırmacılar — özellikle Latin Amerika literatüründe — popülizmin uzun süredir dışlanmış kesimleri sisteme dahil ettiğini gösteriyor. Ekvador’da Rafael Correa döneminde kırsal yoksulların siyasi temsili anlamlı biçimde arttı. Peki bu demokratikleşme mi yoksa sistemi istismar mı? Cevap büyük ölçüde konjonktüre bağlı.

Türkiye ve Popülizm: Kısa Bir Analiz

Türkiye özelinde hem sol hem sağ popülizmin izleri bulunuyor: AKP’nin 2002 sonrası “millet vs. vesayetçi seçkin” söylemi sağ popülizmin klasik biçimine yakınken, CHP’nin belirli dönemlerdeki “emekçi halk” vurgusu sol popülizmle kesişiyor. Her iki tarafın da rakibini “gerçek halk” dışında konumlandırması, Türkiye siyasetinin ayrışmasını derinleştiriyor. Kutuplaşmanın nedenini bu çerçeveleme savaşında aramak, salt ekonomik ya da etnik açıklamalardan daha verimli bir başlangıç noktası sunuyor.

Sonuçta popülizm, siyasi düşüncenin bir kategorisi değil, bir silahıdır. Kimin eline geçtiğine ve hangi hedefe yöneltildiğine bakılmadan değerlendirilemez. Sol ile sağ versiyonları arasındaki farkı net görmeden “popülizm” etiketini kullanmak, bir analiz aracını kör bir tartışma silahına dönüştürür.

Scroll to Top